15 yaşından beri inşaat işçiliği yapan 28 yaşındaki Yusuf Savur, Covid-19 nedeniyle uygulanan karantina boyunca faaliyetini sürdüren İstanbul’daki bir şantiyede bir karavanda yaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü el yıkamayı virüse karşı gerekli bir önlem olarak öne çıkarsa da, Savur sabuna erişimi bile olmadığını söylüyor.

“Salgın başladığında, çalıştığımız şirket şantiyeye biraz sabun bıraktı. Bir hafta içinde bitmesine rağmen yenilenmedi,” diyor.

Savur, yalnızca kahve molaları ve yemek saatlerinde ellerini yıkamaları için zaman verildiğini ve sadece suyla yıkamak zorunda olduklarını söylüyor.

Türkiye’nin iş yeri güvenliği yasası, işverenlerin personeline gerekli koruyucu ekipmanı dağıtmalarını gerektiriyor; fakat Savur’un çalıştığı şantiyeye yalnızca bir kez maske dağıtılmış.

İnşaat işçisi Yusuf Savur oda arkadaşı dışında herkesten uzak durarak ve elinden geldiğince eczaneden el dezenfektanı alarak kendini korumaya çalışıyor. (Fotoğraf: Savur’un kişisel arşivi)

Savur “Bize yıkanabilir maskeler verdiler ama ellerimizi zar zor yıkıyoruz, onları nasıl yıkayacağız?” diyor. “Sürekli pislik içinde çalışıyoruz ve yöneticiler bile maske takmıyor. Yalnızca şantiyeden ayrıldığımızda maske takıyoruz.”

Savur, iş arkadaşlarının patronlarına bu sorunlarını açtıklarını, ama seslerinin hiçbir yere ulaşmadığını söylüyor.

Savur ısrarlarının hiçbir sonuç vermediğini, koşulların kötü olması nedeniyle işe gelmeyenlerin olduğunu ve ücretlerinde kesinti yapıldığını aktarıyor. Oda arkadaşı dışında herkesten uzak durarak ve elinden geldiğince eczaneden el dezenfektanı alarak kendi önlemlerini almaya çalıştığını belirtiyor.

Başka sektörlerden işletmelerin çoğu pandemi boyunca yaklaşık iki ay zorunlu olarak kapalı olmasına rağmen Türkiye’deki şantiyeler çalışmayı durdurmadı. İstanbul’daki inşaat işçileriyse, meslek hastalıklarıyla uzun zamandır bilinen bir sektörün tehlikelerini vurgulayarak, uygun koruyucu ekipman veya yıkama tesislerinin sağlanmadığını belirtiyor.

26 yaşındaki Derviş Karadana, İstanbul’daki bir başka büyük şantiyede çalışan bir metal ustası. Türkiye’nin inşaat işçilerinin çoğu düşük gelirli ve konut bulmakta zorlanıyor. Savur gibi Karadana da İstanbul’un yüksek kira beklentilerini karşılayamadığı için çalıştığı yerde yaşamak zorunda.

Derviş Karadan, İstanbul’un yüksek kira beklentilerini karşılayamadığı için çalıştığı yerde yaşıyor. (Fotoğraf: Karadan’ın kişisel arşivi)

Karadana, salgının ilk günlerinde alınan önlemlerin kısa bir süre sonra sona erdiğini söylüyor.

“Başlangıçta karavanlarımıza el dezenfektanları bıraktılar ve tansiyonumuzu ara sıra ölçtüler. Sadece dört kişilik gruplar halinde sırayla yemek yiyebiliyorduk. Artık bunların hiçbirini yapmıyorlar. Patronlara söylediğimizde, yapabilecekleri bir şey olmadığını söylüyorlar. İnsanlar hâlâ her gün enfekte olmaya devam ederken şantiyede pandemi sona ermiş gibi,” diyor Karadana.

Karadana’nın şantiyesi, her karavan için en fazla üç kişiye izin veriyor, fakat metal ustası, aldığı ek önlemlerin onu kalabalık bir şantiyede güvende tutmak için yeterli olmayacağından endişe duyuyor.

“Banyo ve tuvaletleri her gün en az 15 kişiyle paylaşıyorum. Bu alanlar günlük olarak temizlenmeli, ama şirket ekstra ücret ödemek istemiyor. Ne kadar dikkatli olmaya çalışırsam çalışayım, eğer inşaattaki bir başka kişide varsa muhtemelen ben de yakalanacağım.”

Savur ve Karadana, başka seçenekleri olmadığı için çalışmaya devam etmek zorunda olduklarını söylüyor.

Karadana “İşsiz kalırsam iflas edeceğim. Beş aydır işsizdim ve üç aydır bu işi yapıyorum. Çalışmam gerek,” diyor.

Savur, bırakmayı düşündüğünü ama alternatif geçim kaynağı olmadığını söylüyor ve ekliyor, “İşimden ayrılırsam herhangi bir mali yardım alamazdım. Hükümet işçilerin haklarını gözetmiyor. Bu yüzden açlıktan ölmektense virüsten ölürüm diye düşündüm.”

Türkiye, salgın sırasında işçilerin gelirlerini korumak için bazı adımlar da attı. 16 Nisan’da hükümet, işverenlerin üç ay boyunca personellerini işten çıkarmasını yasakladı ve izindeki herkes için aylık 1,170 liralık bir teşvik getirdi. Bununla birlikte, bu miktar, çocuksuz ve tek yaşayan bir kişi için Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu tarafından ayda 2.884 lira olduğu tahmin edilen ortalama yaşam maliyetlerinin önemli ölçüde altında. Dört kişilik bir ailenin aç kalmamak için ayda 2.374 lira ve yoksulluk sınırının üstünde kalmak için ayda 7.733 lira gelir elde etmesi gerekiyor.

Dev-Yapı-İş yetkilisi Sedat Aydın, salgın sırasında elzem olmayan inşaat işlerinin durdurulması çağrısında bulunuyor. “Hükümeti zorunlu olmayan işleri kapatmaya çağırıyorduk, ama dinlemiyorlardı,” diyor. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise 30 Mart’ta yaptığı konuşmada “Türkiye, her hal ve şart altında üretime devam etmek, çarklarının dönmesini sağlamak zorunda olan bir ülkedir” dedi.

Dev-Yapı-İş yetkilisi Sedat Aydın, salgın sırasında elzem olmayan inşaat işlerinin durdurulması çağrısında bulunuyor. (Fotoğraf: Aydın’ın kişisel arşivi)

İnşaat sektörü ve sektöre bağlı yan kuruluşlar, ülkenin gayri safi milli gelirinin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturuyor ve önemli bir istihdam kaynağı. Son yıllarda İstanbul’da ve başka yerlerde havalimanı, köprü, hastane ve Türkiye’nin ekonomik kalkınması için önemli olduğu düşünülen diğer büyük ölçekli inşaatlar gibi “mega projeler” başlatıldı.

3 Nisan’da, İstanbul’un yeni limanı Galataport için şantiyede çalışan üç işçiye COVID-19 teşhisi kondu. İnşaat açık kaldı. 7 Nisan’da şantiyede çalışan Hasan Oğuz, kalp krizi geçirdikten sonra hastaneye kaldırıldı. Covid-19 semptomları göstererek yoğun bakıma alındı ​​ve virüs için tedavisine başlandı. Oğuz, 13 Nisan’da Covid-19’dan öldü.

Aydın’ın görüşüne göre, Oğuz’un işverenleri ve hükümet düzenlemelerinin eksikliği bu ölümün sorumlularıydı. Şantiyeden sorumlu şirket Inside Turkey’in yorum talebine cevap vermedi, fakat ölümden kısa bir süre sonra web sitelerinde yayınlanan bir açıklama, çalışanlarının güvenliğine bağlı olduklarını ve 14 Nisan’da inşaat çalışmalarını durduracaklarını açıkladı.

Açık kalan endüstrilerdeki çalışanların Koronavirüs’e yakalanma riski daha yüksek. Dev-Yapı-İş, çeşitli mesleklerde yaklaşık 185.000 işçiyi temsil eden Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) bir parçası. 27 Nisan’da DİSK, üyeleri arasındaki enfeksiyon oranının ulusal oranın 3,2 katı olduğunu belirten bir rapor yayınladı. Üyeleri arasında Koronavirüs ile bağlantılı en az 535 ölüm kaydedildi, en kötü etkilenenler arasında metal işçileri ve temizlik görevlileri vardı. Konfederasyon zorunlu olmayan endüstrilerin duraklatılması çağrısında bulundu.

Aydın da bir inşaat işçisi ve şantiyesinde güvenlik önlemi alınmadığı için salgın sırasında işinden ayrılmış. Şu an, bir süpermarkette çalışan eşi evi geçindiriyor.

“Kronik bir hastalığım yok ama yine de Koronavirüs’ten korkuyorum,” diyor ve ekliyor, “Eski işimdeki banyolar inşaattan o kadar uzaktı ki, gidip gelmek yarım saat sürüyordu. Bu koşullar adeta virüse davet çıkarıyor.”

7 Mayıs’ta, Türkiye Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Covid-19 ile enfekte olan işçilerin, iş kazaları veya meslek hastalığı için korumadan ziyade, sahip oldukları sağlık sigortası kapsamında tedavi edileceğini duyurdu. Bu düzenleme işçilerin işverenlerine tazminat davası açmasını ve ölüm hâlinde ailelerin tazminat talep etmesini engelliyor.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş yerleri başmüfettişi Şeref Özcan, Inside Turkey’e kararla aynı fikirde olmadığını söyledi.

“Bu, işverenlerine tazminat davası açmak isteyen herkesin mahkemeye gitmek zorunda olması anlamına geliyor. Bu mahkemeler de üç ila beş yıl sürüyor,” diyen Özcan 2016 yılına kadar iş yerinde kalp krizi geçiren insanlar için de benzer bir durumun mevcut olduğuna dikkat çekiyor. “Bu, birçok insanı mağdur etti. Geçmişte yapılan hataları tekrarlıyorlar.”

Alışveriş merkezleri, kuaförler ve güzellik salonlarının 11 Mayıs’tan itibaren yeniden açılmasına izin verilirken, personel sayısını azaltan diğer işyerleri artık düzenli çalışma programlarına geri dönüyor. Ne var ki, Özcan potansiyel riskler konusunda uyarıyor: “Covid-19, işlerin yakın mesafeli olarak yapıldığı iş yerlerinde ciddi sorunlara neden olabilir. İki ya da üç kişinin aynı anda birlikte çalışması gereken işler var.”

Müfettiş, kapalı alanlarda çalışan kişilerin, klima sisteminin açıldığı yaz aylarında daha fazla sorun haline gelebilecek bir durum olan havalandırma sistemlerinden olumsuz etkilenebileceği konusunda da uyarıyor. Şantiyeler gibi açık havadaki iş yerlerinde, el dezenfektanı, maske ve eldivenlerin dağıtımının, daha titiz mesafe önlemleri ve şüpheli vakaları izole etme çabaları olmadan yeterli olmayacağını söylüyor.

“Eğer işverenlerin yaptığı kişisel koruyucu ekipman sağlamaktan ibaretse, iş yeri güvenliği için yeterince şey yapmamışlar demektir,” diyor ve ekliyor, “Kişisel koruyucu ekipman son adım olarak kabul edilir.”

Aydın, kendilerini izole etmek veya kendilerini enfeksiyondan korumak gerektiğinde insanları güvende tutmak için daha fazla devlet desteğine ihtiyaç olduğuna inanıyor.

“İşçiler en az asgari ücret kadar yardım almalı. Aksi takdirde, Koronavirüs bir işçi sınıfı hastalığı hâline gelecek.”