Eskiden manzaranın keyfini süren insanlarla dolu Boğaz bankları, şimdilerde ıssız. (Fotoğraf: Gonca Tokyol)

İstanbul’da yaşayan 28 yaşındaki A için Koronavirüs salgını beklenmedik türlü güzellikler getirdi.

Dünya genelindeki milyonlarca insan gibi sosyal kısıtlamalara uyan A, hayatının farklı yönlerine odaklanacak zamanı bulmuş.

“Koronavirüs salgınıyla birlikte hayatımın geçiciliğiyle yüzleştim. Elbette hepimizin bir gün öleceği gerçeğiyle yüzleşmek beni olumsuz etkiledi; ama aynı zamanda ‘İstediğim her şeyi yapabilirim’ gücünü de getirdi beraberinde.”

Büyük bir şirketin hukuk departmanında çalışan A, Skype üzerinden gerçekleştirdiğimiz görüşmemizde, Koronavirüs pandemisinden çok daha önce evden çalışma düzenine geçmenin hayalini kurduğunu belirtti. Şirket binasının kapanmasını az rastlanan bir fırsat olarak değerlendirdi.

“Evde olmayı çok seviyorum. Öğle arasında çamaşırları yıkayabiliyorum ya da telefonda bir müşteriyle konuşurken portakal sıkabiliyorum,” diye ekledi.

İstanbul’un en kalabalık yerleri Koronavirüs salgını nedeniyle neredeyse boş. (Fotoğraf: Gonca Tokyol)

COVID-19 olarak da bilinen Koronavirüs salgınıyla baş etmek için birçok ülkenin hayatı durdurması, belki de modern tarihte günlük hayata verilen en dikkat çekici ara. Virüs yaygınlaştıkça ve ölümler arttıkça milyonlarca insanın günlük hayatı beklemeye alındı, birçok insan işini ve gelirini kaybetti.

Kanada’daki McGill Üniversitesi’nde Kültür, Beyin & Zihin programının kurucu ortağı Samuel Paul Louis Veissière, Inside Turkey’e yanıt olarak yolladığı bir mailde göreceli ekonomik güvenceye sahip insanlar için bu zoraki duraklamanın “gündelik hayatın çılgın koşturmacasında çokça ihtiyaç duyulan bir soluklanma” olabileceğini söyledi.

Inside Turkey’e katkıda bulunan, Londra’da yaşayan Nida Dinçtürk, bu salgının kendisine yönelttiği negatif özeleştiri kalıplarını kırmasına yardımcı olduğunu söyledi.

Twitter’dan yolladığı özel mesajla “Düne kadar sürekli olarak hayatımı mahvettim mi sorguluyordum. Şimdiyse kendimle ilgilenmeye vaktim yok,” dedi.

Veissière’e göre Koronavirüs pandemisi hayatımızın kritik yanlarına bakış açımızı keskin bir biçimde yeniden yapılandırdı; artık sağlığımızla ilgili daha farkında ve bedenimize daha minnettarız.

İstanbul merkezli Psikoterapist Çağatay Öztürk, Türkiye’nin son yıllarda tecrübe ettiği terör, savaş, doğal afet gibi olaylardan sonra insanların başa çıkma mekanizmalarının güçlendiğine inanıyor.

Öztürk, “İnsanlar felaketle karşılaştıklarında tecrübe sahibi oldukları için çözüm bulma ve fırsat yaratma konularında daha bilgililer,” dedi.

21 Mart’tan itibaren 65 yaş üstündekilerin veya kronik rahatsızlığı olanların sokağa çıkmamaları söylendi. Bazı devlet yetkilileri tarafından yardım edilen gönüllü gruplar, yaşlıların alışverişlerini yapmalarına yardımcı oluyor.

İçişleri Bakanlığı’nın kararından sonra evden çıkması yasak milyonlarca insandan biri olan 72 yaşındaki Meral Taşçı giriş katındaki evinin penceresinden röportaj vermeyi kabul etti.

Taşçı, “Bizim kuşağımız birkaç darbe gördü, sokağa çıkma yasaklarını da yaşadık. Tabii ki korkutucu ama evde durmak dışında yapılacak bir şey yok,” dedi ve gülümseyerek ekledi, “Belediyeden genç bir çocuk beni aradı. Komşularım kapımı çalıp bir şeye ihtiyacım var mı diye sordu. Hiç olmadığım kadar popülerim.”

Dayanışmanın farklı türleri ülke genelinde görülmeye devam ediyor: bazı ev sahipleri kiracılarına kiralarını bir ay geciktirebileceklerini söylüyor, fırınlar ihtiyaç sahiplerine ekmek dağıtıyor ve bankalar kredi ödemelerini erteliyor.

Psikoterapist Öztürk, pandeminin bir çoğu için bir “uyanış çağrısı” olduğunu belirtti ve ekledi, “İnsanlar hayatın hızını sorgulamaya ve yaşamaktan ne anladıklarını değerlendirmeye başladı. İlişkilerini gözden geçirmeye başladı ve sevdikleriyle, hatta kedi ve köpekleriyle yeterince vakit geçirmediklerini fark etti.”

A, pandemi başladığından beri ilişkilerinin iyiye gittiğini söyledi ve ekledi, “İnsanlara sarılamamak benim için kolay değil, ama arkadaşlarımı hiç olmadığı kadar çok seviyorum. Bu durum partnerimle olan ilişkimi de değiştirdi. Tabii ki mevcut durumu konuşuyoruz. Ama bir yandan da hayattaki beklentilerimiz ya da çocukluğumuz gibi daha derin konular sohbetimizin çoğunluğunu oluşturuyor.”

Uluslararası bir sivil toplum kuruluşunda çalışan 26 yaşındaki Damla Ugantaş, 14 günlük öz karantina sürecinin erkek arkadaşıyla olan ilişkisini de etkilediğini belirtti. WhatsApp mesajıyla, bugüne kadar ev işleri konusunda payına düşen kısmı yapmakta gönülsüz olan sevgilisinin artık çamaşır katladığını söyledi.

“Belki birkaç haftaya farklı hissederim ama şimdilik hayallerim gerçek oldu,” diye devam etti Ugantaş, “Cennette gibiyim. Bulaşıkları yıkıyor, Baileys’li kahve yapıyor. Çalışma odasını düzenledi, hatta süpürgeyi tamir etmeye çalıştı.”

Veissière’e göre bu değişimler dünyayı ve birbirimizi nasıl algıladığımızın kökten yeniden yapılandırılması anlamına geliyor.

Ona göre kriz, düşüncelerin toplumların nasıl işlevsel hâlde tutulacağına ve kırılgan durumda olanların korunmasına yoğunlaşmasına/odaklanmasına neden oldu.

“Neticede, beklenmedik şekilde küresel düzeyde bir kitlesel dayanışma koordinasyonuna tanıklık ediyoruz.” Bunun iyimser olmak için bir neden olduğunu belirtti. “Bu krizden öğrenmeyi ve iyileşmeyi sürdürürken,” diyor Veissiere, “yarının dünyası daha yavaş, daha köklenmiş, insan hayatının anahtar unsurları olan aile, topluluk, iş birliği ve ortak bir anlam arayışı gibi toplumsal şeylere odaklı olacak.”