İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, bankaların politik nedenlerle şehre kredi sağlamayı reddetmesi yüzünden durduğunu belirttiği Türkiye’nin ticaret başkentinin altyapı projelerini finanse etmek için Avrupa’dan yatırım bulmayı hedefliyor.

İmamoğlu iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayını Haziran’da yapılan seçimin ikinci turunda yendi; muhalefet partisi CHP için bu çok kritik bir zaferdi.

İmamoğlu galibiyetini “tarihi” diye adlandırırken, İmamoğlu’nun kazanması iktidar partisi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın politik ve ekonomik kötü yönetimine bir cevap olarak değerlendirildi. CHP şu anda aralarında başkent Ankara, Mersin, Adana ve Antalya’nın da olduğu belediyelerin çoğunluğunu yönetiyor.

Fakat İmamoğlu’nun başkanlığa yükselişini iktidar partisi, onun belediye başkanı olarak verimliliğini düşürmek için yetki alanını daraltmak ve bütçesini kısıtlamak gibi aleni ve üstü kapalı bir girişimle karşıladı.

Geçtiğimiz yılın Kasım ayında düzenlediği bir basın toplantısında İmamoğlu, ülkedeki kamu bankalarının belediyeyle iş birliği yapmayı hatta rutin krediler vermeyi dahi reddettiğini belirtti. Hükümetin şehre finansal yardımda bulunmayı geri çevirerek kendisini yurt dışından farklı kaynaklar bulmaya ittiğini de ekledi.

Bir ay önce Erdoğan, AKP grup toplantısında merkez hükümetin ödediği yasal olarak tahsil edilen sübvansiyonlar dışında gelir ve kaynak bulmanın parlamento veya cumhurbaşkanının değil belediye başkanlarının görevi olduğunu belirtti.

Erdoğan, “Göreve gelen belediye başkanı oyunu nasıl oynaması gerektiğini de bilmeli,” dedi.

İlknur Bilir ve Mustafa Sönmez. (Kaynak: İlknur Bilir)

Ekonomist Mustafa Sönmez’e göre iktidar partisi hâlâ İstanbul’daki yenilginin acısını taşıyor ve İmamoğlu’nun görev süresini, gelecek siyasi beklentilerini baltalamak istiyor.

Sönmez, “Bu çatışmanın en önemli sebebi Erdoğan’ın İmamoğlu’nun artan prestij ve güçlü pozisyonunu engellemeye çalışmış olması. Çünkü İmamoğlu’nun bir sonraki Cumhurbaşkanı adayı olma potansiyelini görüyorlar,” diye ekliyor.

Tanınmış gazeteci Çiğdem Toker’e göre AKP ülkedeki muhalefetin yönettiği ve güçlü olduğu tüm belediyelerin önünü kesmek istiyor.

Toker, “Hükümet ile CHP’nin kazandığı belediyeler arasındaki tansiyon yadsınamaz,” diyor ve bankaların tutumunun siyasi baskının bir sonucu olduğuna inandığını ekliyor, “Kredilerin bağımsız ve otonom yahut bankacılık kurallarına göre değil siyasi emirlere bağlı olarak kullanıldığına şüphe yok.”

İmamoğlu aralarında Berlin, Paris, Kopenhag, Strasbourg ve Londra’nın da olduğu Avrupa şehirleri turundan metro yapımı için gerekli krediyi almayı garanti ederek döndü.

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan’ın İmamoğlu’nun Londra ziyaretiyle ilgili attığı tweetin ekran görüntüsü

Belediye Başkanı geçmiş AKP yönetiminin şehrin mali durumunu ciddi bir biçimde kötü yönettiğinden şikâyet etti. Avrupa seyahatinin ardından belediyenin Pendik-Tuzla metrosunu inşa etmek için French Development Agency (AFD)’den 86 milyon Euroya varan; Sultanbeyli-Çekmeköy hattının yapımına devam etmek için de Deutsche Bank aracılığıyla 110 milyon euro kredi almayı garanti altına aldığını duyurdu.

Bu dış borçlanma yorumcular arasındaki tartışmayı karıştırdı. Bazıları yurt dışından gelen yatırımı ekonomik büyümeyi teşvik etmek için elzem görürken bazıları şehrin kur dalgalanmaları sürerken kesinleşmemiş ekonomik akışla hareket ederek çok fazla risk aldığını düşünüyor.

Sönmez “Yabancı sermaye her zaman için Türkiye’nin ekonomik büyümesinin lokomotifi olmuştur çünkü Türkiye ulusal kaynakları ve vergi dönüşleri ile büyüyebilen bir ülke değil,” diyor ve ekliyor, “Ekonomik büyümeyi sürdürmek için yabancı sermayeye her zaman ihtiyaç var. Bu yüzden de İmamoğlu yabancı finansal kaynak bulmak için risk alan tek lider değil.”

Ne var ki Toker, yurt dışından alınan kredinin ilk aşamada finansal krizi kolaylaştırsa da ilerleyen zamanlarda belediye aldığı krediden fazla harcama yaparsa veya borç veren kuruluşun teslim tarihine uymazsa öngörülmeyen bazı sorunlar doğurabileceğini savunuyor. Yerel para birimindeki süregelen dalgalanmalar da anlaşma ve geri ödeme koşullarına ayrı bir risk elementi ekliyor.

İmamoğlu AKP ile farklı alanlarda da savaştı. Hükümet geçtiğimiz sonbaharda İstanbul Belediyesi tarafından yönetilen bir konsorsiyumu tarihi Haydarpaşa tren istasyonu yakınındaki 25 bin metre karelik depo ve ambar alanının restorasyon ihalesine teklif vermekten teknik nedenlerle diskalifiye etti. Anlaşma iktidar partisine yakın Hezarfen’e verildi.

İki taraf ayrıca uzmanların yıkıcı çevre hasarına sebep olacağını söylediği milyarlar değerindeki, AKP’nin mega-proje önerisi Kanal İstanbul konusunda da çatıştı; ve şehrin tarihi anıtlarının restorasyonu konusunda da anlaşmazlık yaşadı.

Ekonomist Sönmez, bu çatışmaların hükümetin İmamoğlu’na karşı yürüttüğü oy verenleri ona oy vermenin bir hata olduğuna ikna etme çabasıyla “yıpratma kampanyasına” dönüştüğünü söyledi.

Bununla birlikte Sönmez, Belediye Başkanı’nın Erdoğan’ın otoriter rejimi ve Uluslararası Para Fonu gibi kurumlara saldırıları nedeniyle korkan uluslararası yatırımcıların ilgisini canlandırabileceğini belirtti.

Sönmez sözlerini, “İmamoğlu’nun zaferi ve Batı’da potansiyel iş birlikleri kurma isteği Türkiye’de bazı şeylerin değiştiğine dair bir işaret,” diyerek tamamladı.