Hatay sokakları. (Fotoğraf: Gonca Tokyol)

İpek Aslan, Hatay Gastronomi Evi’ne gelenleri müşteriden ziyade evine gelen bir misafir gibi ağırlıyor.

Aslan, taş duvarları ve ahşap iç mimarisiyle geleneksel bir Antakya binasında UNESCO ile ortaklaşa kurduğu Türkiye’nin güneyinin zengin yemek kültürünü korumaya adanmış Hatay’ın önde gelen mutfak enstitüsünde ilgi topluyor. Burada misafirler kıyma, ince bulgur ve sosla yapılan oruku, biberli ekmeği, sac kavurma, humus ve başka birçok yemeği tatma imkânı yakalıyor.

Aslan, şehrin turist odağı olma statüsünü geri kazanmasına ve komşusu Suriye’deki savaşın gölgesinden çıkabilmesine yardımcı olmak isteyen çok sayıda girişimciden biri. Nüfusun çeyreğine denk gelen beş yüz bin Suriyeli mülteci şu anda Hatay’da ikâmet ediyor.

Aslan, başlangıcından itibaren Hatay’ın savaştan etkilendiğini söylüyor ve ekliyor, “Şehrin merkezi sınıra uzak olmasına rağmen insanlar bunu bilmiyor; akrabaları ve arkadaşları turistleri korkutup buraya gelmemelerini öğütleyerek hemen yakında savaş olduğunu söylüyorlar. Ama bu durum değişmeye başladı. Artık daha fazla turist şehri ziyaret ediyor.”

Türkiye’nin en iyi müzelerinden Hatay Arkeoloji Müzesi. (Fotoğraf: Gonca Tokyol)

Türkiye’nin güneyinde, Akdeniz’in doğu kıyısında yer alan Hatay, Birinci Dünya Savaşı’nın arkasından Suriye’nin Fransız mandasının bir parçası olduktan sonra bir zamanlar Alexandretta adı verilen özerk bir bölgeydi. Şehir 1939 referandumundan sonra Türkiye’ye katıldı.

Suriye hâlen şehrin statüsüne ihtilaf ediyor ve bazı resmi haritalarda ülkenin bir parçası olarak işaretleniyor. Bazı sınır köyleri bir tarafı Suriye’de bir tarafı Türkiye’de kalacak şekilde çitlerle ayrılmış. Pek çok Hataylının çitin öte tarafında akrabaları var. Bayramlarda resmi geçiş noktalarında yerel halk sınırın diğer tarafındaki sevdiklerini ziyaret etmek için uzun kuyruklar oluşturuyor. Şehirde Arapça Türkçe kadar yaygın duyulan bir dil.

Şehir boyunca akan Asi Nehri. (Fotoğraf: Gonca Tokyol)

2011 yılında komşusu Suriye’deki iç savaş baş gösterdiğinde Hatay ilk mülteci akınını karşılayan şehir oldu. Savaş büyüdükçe sayıların artmasına rağmen Hatay ülkenin diğer bölgelerine nazaran Türklerle Suriyeli mülteciler arasındaki şiddet vakalarının veya anlaşmazlıkların en az yaşandığı yer oldu. Türkiye toplamda yaklaşık dört bin Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor. Ülkedeki ekonomi kötüye gittikçe işsizlikteki artış ve yetersiz kamu hizmetlerinin yarattığı öfke mültecilere yöneldi.

Belediye başkanı Lütfü Savaş çokkültürlülük ve tarihsel çeşitliliğin altını çizerek Hatay halkının büyük bir kısmının Suriye’de akraba ve arkadaşlarının olduğunu belirtiyor. Suriyelilerle Hataylıların kan bağı olmasa da kardeş olduğunu bu nedenle mültecilerle büyük sayılacak hiçbir problem yaşanmadığını aktarıyor.

Dünyanın en büyük tek parça mozaiğine ev sahipliği yapan Hatay’daki lüks bir otel. (Fotoğraf: Gonca Tokyol)

Bununla beraber çatışma şehrin kaderini etkiledi. Hatay belediyesinin sağladığı veriye göre savaşın başlamasının ardından yabancı turist sayısı çarpıcı oranda azaldı.

2010 yılında 650 bin olan Hatay’ı ziyaret eden yabancı turist sayısı 2016 yılında 121 bine geriledi. Son üç yılda yeniden yükselişe geçen bu oran 2019 yılının ilk on ayında 270 bin yabancı turiste ulaştı.

Hatay’daki Petek Pastanesi’nin sahibi Ganim Kıt savaşın şehri kesinlikle etkilediğini savunuyor: “Turistler şehrin ortasında bombalar patlayacağına inanıyordu, bu nedenle de buraya gelmenin çok tehlikeli olduğuna inanıyorlardı. Neyse ki bu inanış değişmeye başladı. Suriye’deki durum düzeliyor, savaşın yakın zamanda sona ermesini umuyorum. Böylelikle şehir, kültürü, tarihi, yemekleriyle yeniden turistleri cezbetmeye başlayacaktır.”

Petek Pastanesi sahibi Ganim Kıt. (Fotoğraf: Gonca Tokyol)

Elbette şehrin farklı zorlukları da var. Örneğin, tüm belediyeler hükümetin bütçesinden şehirde yaşayan kişi sayısına göre fon alıyor, bu kişi sayısı mültecileri içermiyor.

Bunun üç kişilik bütçeyle dört kişiyi doyurmaya benzediğini belirtiyor Savaş.

Bununla birlikte belediye başkanı kentin doğal tarihi hazineleri sayesinde turizmi geliştirmeyi umut ederek yerel sanayi ve tarımı geliştirme planları geliştirmeyi hedefliyor.

Kentin cazibe merkezleri arasında güneyden kuzeye doğru aktığı için Arapça Asi adı verilen nehir var. Bir diğeri Hatay ve Antakya boyunca uzanan tepeleriyle Nur Dağları. Şehir, antik İpek Yolu üzerinde önemli bir durak olduğu yüzyıllar boyunca edinilen ve ekilen tohumlar sayesinde tıbbi ve aromatik bitkilerin ekimi ile de bilinir.

Bu miras Hatay’ın Medeniyetler Bahçesi temalı EXPO 2021’ye ev sahipliği yaparken sergilenecek. Lütfü Savaş ve ekibi 2021 yılının 1 Nisan ile 30 Eylül tarihleri arasında 2,5 milyondan fazla misafirin Hatay’ı ziyaret etmesini bekliyor.

Yerel yönetimler bölgesel ve yerel turizmi canlandırmak için Hatay ve Mersin’le Akdeniz kıyıları, Kıbrıs ve Beyrut arasında yeni feribot hatları ve güzergâhlarına yatırım yapıyor. Yaygın ulaşım tasarısının bir parçası olarak yerel havalimanının uçuş kapasitesi artırılırken Hatay ile komşu iller arasında otobüs hatları da planlanmakta.

Hatay’ın önde gelen ailelerinden Asfuroğluların sahibi olduğu ve başlangıçta Hilton oteller zincirinin bir parçası olması planlanan Müze Oteli gibi konaklama seçenekleri mevcut. Kazılar esnasında ortaya çıkan antik mozikler otelin durumu hakkında bir anlaşmazlık yarattığında Hilton Grubu projeden çekilmiş.

Asfuroğlu ailesi Turizm ve Kültür Bakanlığı ve arkeologlarla birlikte çalışmaya başlayarak projeye yaklaşık 100 milyon Amerikan doları harcadı. Şu anda tesis lüks bir otel olmasının yanı sıra dünyanın en geniş, tek parça mozaiğine ev sahipliği yapıyor.

Hatay 2017 yılında gastronomi şehri olarak UNESCO tarafından keşfedildi. (Fotoğraf: Hatay Gastronomi Evi)

Belediye ayrıca, çoğunlukla altında antik kalıntılar ortaya çıkardığı eski sokakları ve şehrin tarihi kalbinde sıralanan eski evleri restore etmek istiyor. Hatay ve Antakya sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış ve Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’a ait anıtsal dini mekânlara sahip.

Hıristiyanlığın ilk yıllarının merkezlerinden biri olan Antakya daha birçoklarının yanında hâlen Ortodoks, Protestan ve Katolik topluluklarının evi olmayı sürdürüyor. Şehrin nüfusu Sünni, Alevi ve Ermeni halklarıyla çeşitliliğini koruyor.

Ne var ki yerel halktan George Asiyov, Suriye’deki savaşın şehrin karakterini değiştirmediğini söylemenin mümkün olmadığına inanıyor.

Hatay’da bir Ortodoks Kilisesi seremonisi. (Fotoğraf: Can Savtoğlu)

Antakyalı bir Ortodoks Kilisesi üyesi olan Asiyov ,”Bu muhitte yaşayan herkesi tanıyorum, Müslüman, Yahudi veya Katolik, Protestan olmalarıyla ilgilenmiyorum; hepsi benim insanım,” diyor ve ekliyor, “Ama bu çevrenin dışında yaşayan kimseyi tanımıyorum artık. Suriyeli mültecilerle özel bir problemimiz yok, fakat şehrin demografisini değiştirdiler ve bu değişimin iyi mi yoksa kötü yönde mi olduğuna emin değilim.”

St Pierre Kilisesi yakınındaki bir kafede çalışan, kimliğini açıklamak istemeyen genç bir adam Suriyeli mültecilerin hiçbir yanlış yapmadıkları hususuna katılıyor: “Buraya savaştan kaçmak için geldiler, onlar da bizim gibi çalışıp hayatta kalma derdinde.”

Yine de şehrin değiştiğini belirtiyor.

Kilisenin etrafını göstererek, “Ben burada büyüdüm. Geceleri burada yürümek turistler için güvenli değil. Bazen gündüzleri bile güvenli değil,” diyor.

Yemek birleştirici bir güç olmayı sürdürürken aynı zamanda şehrin rehabilitasyonunda önemli bir rol oynuyor. Her zaman dünya standartlarında bir yemek kültürü olmasıyla övünen Hatay 2017 yılında UNESCO tarafından gastronomi şehri olarak tanındı. Belediyenin desteklediği Hatay Gastronomi Evi UNESCO listesine girmenin peşi sıra açıldı. Hatay Gastronomi Evi’nin aşçıları geleneksel yemekleri pişirdikleri gibi yemek geleneğini hayatta tutmak için unutulan tarifleri de topluyor.

Önde gelen yemek yazarlarından Mehmet Yalçın’a göre Akdeniz ve Arap kültürlerinin karışımı olması vesilesiyle Hatay, Türkiye gastronomisinin yükselen yıldızlarından biri.

Yalçın’a göre şehir imajını yeniden inşa etmek için yatırım yapmış olsaydı çok daha fazla turisti çekebilirdi.

“Hatay’da yeteri kadar konaklama imkânı yok, şehir merkezinin bir kısmı da çok pejmürde olduğu için iyileştirilmeli,” diyor ve devam ediyor Yalçın, “Şehirde çok sayıda Suriyeli mülteci olması turizmi etkilediği gibi günlük yaşantıyı da etkiliyor. Hatay kendisini tanıtmak için çalışmalara başlar ve bahsettiğim sorunları çözerse turistlerin geleceğine ve şehrin hak ettiği değeri göreceğine eminim.”