Benzeri görülmemiş sayıda doktor kariyerine yurt dışında devam etmek için Türkiye’yi terk ediyor; tıp uzmanları bu göçün halk sağlığı krizine yol açabileceği konusunda uyarıyor.

Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) “korkutucu” olarak tanımladığı ülkeden ayrılan doktor sayısı iş güvenliği konusunda köklü bir endişeyi yansıtıyor. Hükümetin kamu çalışanlarına uyguladığı baskı, binlerce kamu çalışanının Fetullah Gülen cemaati ile bağlantısı olduğu iddia edilerek işten çıkarılması anlamına geliyordu.

İşten çıkarımlar ve zorunlu güvenlik kontrolleri gibi diğer tedbirler, zaten süregelen etnik azınlıklara uygulanan ayrımcılık ve sağlık uzmanlarının maruz kaldığı sözel ve fiziksel şiddet gibi nedenler hekimlerin Avrupa Birliği’nin güvenliği için uygulanan bürokratik zorluklarla karşı karşıya kalmalarına rağmen Almanya gibi ülkelere beyin göçünün fitilini ateşledi.

TTB’nin 2019 yılının Kasım ayı basın bülteninde enstitüden yurt dışında çalışmak için kayıtlarını isteyen doktor sayısında aşırı bir artış olduğu yazdı. Bültende doktorların günümüzde Türkiye’de çalışmayı imkânsız bir yer olarak gördüğü belirtildi.

TTB verilerine göre yurt dışındaki iş olanaklarına başvurmak için profesyonel kayıtlarını talep eden doktor sayısı son yedi yılda 17 kat arttı. 2012 yılında yalnızca 59 doktor başvuru gönderirken bu sayı 2019 yılında 1047’ye ulaştı.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu bir doktor olan Azat Gergin güvenlik soruşturmasından geçememesinin ardından ülkeyi terk ettiğini söylüyor. Hükümet kamudaki işlerinden çıkarılan veya güvenlik kontrollerinden geçemeyenlerin özel sağlık kuruluşlarında çalışmalarına izin veriyor; Gergin de İzmir’de böyle bir özel kuruluşta çalışmaya başlamış.

Ne var ki şehir sağlık yönetimi çalışma izni vermeyi reddettiğinde kariyerini durdurarak onu Türk doktorlar arasında giderek popüler bir yer olmaya başlayan Almanya’ya taşınmaya mecbur bırakmış. Gergin’in Almanya’da uzmanlığı üzerine eğitimine devam edebilmesi Türkiye’de yapılması imkânsız gibi görünüyor.

Türkiyeli doktorlar Avrupa Birliği’ne üye olmayan bir ülkeden geldikleri için Almanya’da hâlâ bürokratik sorunlarla karşılaşıyor. Genellikle çalışmaya başlayabilmek için denklik sınavlarını geçmeleri gerekiyor.

Almanca dil testinin sonuçlarını beklerken kardiyoloji departmanında yarı zamanlı olarak çalışan Gergin, Almanya’ya uzmanlık eğitimini tamamlamak için geldiğini söylüyor. “Çalışabilecek herhangi bir yer bulabilseydim Türkiye’yi terk etmezdim. Çalışma koşullarının zorluğuna rağmen kendi ülkemde çalışmak daha cazip. Hem asistanlık hakkımı hem de özel veya kamu kuruluşunda çalışma hakkımı elimden aldılar.”

Gergin, “Bize yaşama şansı bırakmadılar. Bu yüzden Almanya’ya geldim,” diyor.

Almanya’ya taşınan bir başka doktor Cafer Büyükdere göçün halk sağlığını tehdit edecek düzeyde olduğunu çünkü hâlihazırda ülkede az sayıda tıp uzmanı olduğunu ve onların da neredeyse her zaman fazla mesai yaptıklarını söylüyor.

“Ayda en az 11 kez 24 saatlik görevde çalışıyorduk. 24 saat görev yaptıktan sonra izin günü kullanmıyor günlük vardiyamıza devam ediyorduk. Bizim işimiz insan hayatı kurtarmak. Bir insan uykusuzken nasıl verimli olabilir ki? Uzun çalışma saatleri yalnızca çalışanların sağlığını görmezden gelmek anlamına gelmiyor, aynı zamanda halkın sağlığını da tehdit etmek demek. Tehlikeli ve sorumsuzca.”

Büyükdere 2010 yılından beri jinekolog olarak çalışıyor. Darbe girişiminin yıldönümünde, 2017’nin Temmuz ayında, kamu çalışanlarına yönelik bir kanun hükmünde kararname ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Kadın Doğum ve Jinekoloji bölümündeki araştırma görevlisi pozisyonundan çıkarılmış.

Büyükdere, darbe girişiminin ve sonrasındaki işten çıkarmaların ve karışıklıkların, hastane çalışanlarının birbirlerini rapor edip yöneticilere yanlış bilgi aktarmaları gibi nedenlerle derin bir güvensizlik ortamı yarattığını aktarıyor.

“İnsanlar birbirlerinden korkmaya başladı,” diyor Büyükdere. “Hastanedeki personel atamaları şahsi kararlara göre verilmeye başladı. Personele herhangi bir iş yaptırmakta zorlanıyorduk. Yetkililere hakkımızda yanlış bilgi iletilmesinden ve her an işten çıkarılmaktan endişe duyuyorduk.”

Büyükdere işine son verilmesinin ardından çeşitli kuruluşlara başvurduğunu fakat ya reddedildiğini ya da çok düşük maaşlar teklif edildiğini belirtiyor. Bu tecrübe Büyükdere’nin ülkeyi terk ederek yurt dışında çalışma kararı almasına sebep olmuş; şu anda Almanya’da mesleki pratiğine devam etmek için denklik sınavlarının sonuçlarını bekliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir başka doktor MAÇ 2010 yılında başladığı ve başarılı olarak sürdürdüğü kardiyologluk kariyerine rağmen Kürt olması ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyesi olması nedeniyle karşılaştığı zorluklar yüzünden Türkiye’den ayrılmış.

Şu anda Almanya’da bir hastanede başhekim yardımcısı olan MAÇ burada çalışmak için sayısız bürokrasi çemberinden geçmek durumunda kaldığını söylüyor. Ailesinin de sosyal çevreye uyum sağlamakta zorluklar yaşadığını aktarıyor.

Ama nihayetinde ülkesini terk etmekten başka seçeneği olmadığını söylüyor.

“Profesyonel olarak karşılaştığım zorlukların dışında Türkiye’yi terk etme sebebim politik duruşum ve Kürt olduğum için yaşadığım ayrımcılıktı,” diyor MAÇ ve ekliyor, “Kürt olduğum için dışlandığımı hissettim. Ülkenin bir parçası gibi hissetmiyordum kendimi artık.”

Bununla birlikte, Türkiye’den tıp uzmanlarının beyin göçünün sebebi yalnızca politik baskı ve ayrımcılık değil. Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman’a göre temel sebeplerden bir tanesi Türkiye’de tıp profesyonellerinin karşılaştığı sözel ve fiziksel şiddet.

“Sağlık Bakanlığı’nın paylaştığı veriler sağlık kuruluşlarında günde ortalama 40 şiddet vakasının rapor edildiğini gösteriyor. 2018 yılında 15 binden fazla bu tip vaka şikâyet edildi,” diyor Adıyaman ve ekliyor, “Sağlık çalışanları ve sağlık enstitülerinin yeterli şekilde korunabilmesi için bu sorunu çözmeye yönelik kanun çıkarılmalı ve caydırıcı cezalar uygulanmalı.”