Resmi rakamlar ölümlerin azaldığını gösterse de Türkiye, Avrupa’da işle ilgili ölümlerin en fazla olduğu ülkelerden biri olmaya devam ediyor.

Türkiye merkezli bir STK olan İş Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİGM) istatistiklerine göre Türkiye’de 2018 yılında 1.923 kişi iş yeri kazaları nedeniyle öldü. Aynı dönemde yaklaşık 12 bin kişiyse meslek hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti.

Buna karşılık geçtiğimiz yıl Birleşik Krallık’ta 147 işçi mesleki kazalarda öldü.

Bu tür istatiskileri toplamakla yükümlü resmi kurum, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Türkiye’deki iş yeri kazaları ve meslek hastalıkları sonucu ölümlerin son yıllarda ciddi şekilde azaldığını ve bu rakamların artık 600 civarında olduğunu belirtiyor.

Fakat SGK’nın verilerinin ya kötü veri toplamanın ya da hükümetin gerçek rakamları gizleme niyetinin sonucu olarak yanıltıcı olduğunu söylüyor bunu eleştirenler.

Özgür Karabulut

Devrimci Yapı İşçileri Sendikası (Dev-Yapı-İş) genel başkanı Özgür Karabulut “Avrupalı ülkeler meslek hastalıkları hakkında yerinde politikalar uygularken Türkiye’deki ana yaklaşım sorunu gizlemek üzerine. Devletin bu alana yatırım yapması, meslek hastalıklarını engellemek için gerekli önlemleri alması gerekirken bu soruna ilişkin hiçbir politika üretmiyor, tümüyle görmezden geliyor,” diyor.

Türkiye, 2015 yılında iş sağlığı ve güvenliği sistemini uluslararası standartlara taşımak için çalışmalarını artırdı. Bakanlığın 2016 tarihli raporuna göre, iş kazası oranları son 20 yılda istikrarlı bir düşüş gösterdi.

Raporda ayrıca Türkiye’deki meslek hastalıklarının çok nadir olduğu, meslek hastalıkları oranının yüz bin işçi için 22.1’den 3.1’e düştüğü, yani küresel ortalamadan 100 kat daha az olduğu belirtildi.

Ne var ki Karabulut, düşük resmi rakamların sebebinin sistemdeki gelişmelerden ziyade kötü veri toplamanın bir sonucu olduğunu iddia ediyor.

“Meslek hastalıklarının erken teşhisi için bir sistem kurulmalı ve bu alanla ilgili tüm veriler uygun şekilde tutulmalıdır,” diyor.

Kendisi de bir inşaat işçisi olan Karabulut, perakende sektöründeki önceki işinde, sistemin başarısızlıklarını kişisel olarak tecrübe ettiğini söylüyor.

“Her gün sekiz saat boyunca ayaktaydım ve bunun sonucu olarak bacaklarımda varis çıktı. Bunu İstanbul’daki Süreyya Paşa Meslek Hastalıkları Hastanesi’nde doktorlara rapor ettiğimde beni muayene edenler ne iş yaptığımı bile sormadan bunun bir meslek hastalığı olmadığını söylediler,” diye ekliyor Karabulut.

VERİ KONUSUNDA UZLAŞMAZLIK

2011’den beri İSİGM, işçiler, işçi aileleri, doktorlar, mühendisler, akademisyenler, gazeteciler ve hukukçuların iş birliğiyle veri topluyor. Elde ettikleri rakamların hem kayıtlı hem de kayıtsız çalışanları içerdiği için resmi istatistiklerden daha kapsamlı olduğunu savunuyor.

Petrol İş Sendikası’nda iş güvenliği uzmanı olan Ceyhun Gürpınar “SGK bir kamu kurumu olsa da meslek hastalıklarına bir sigorta şirketi mantığıyla yaklaşıyor,” diyor.

Ceyhun Gürpınar

Örneğin, 2017 yılında İSİGM işyerindeki kazalar nedeniyle 2.006 ölüm tespit etti.

SGK ise yalnızca 633.

Gürpınar İSİGM’nin SGK’den çok daha fazla sayıda işçiyi kapsadığı için daha güvenilir olduğunu ve sahadaki durumu daha iyi yansıttığını belirtti.

Bir SGK yetkilisi bu konuda yorum yapmayı reddetti.

Meslek hastalığının tespitindeki katı resmi kriterler de veriler üzerinde etkili olabilir.

Bir meslek hastalığı teşhisi almak uzun ve karmaşık bir süreç. Kişinin, ilk teşhisin konulması için birkaç sağlık kuruluşundan birkaç doktor tarafından muayene edildikten sonra, talebini inceleyecek bir kurul oluşturulması için SGK’ye başvurması gerekiyor.

Bu komite daha sonra başvuru sahibinin çalışma kapasitesini ne ölçüde kaybettiğini belirliyor. Bu kaybın yüzde 10’dan fazla olması durumunda, başvuru sahibi resmi olarak tescil edilmiş oluyor ve belirli devlet ve işçi yardımlarını almaya hak kazanıyor.

Bir iş kazası veya meslek hastalığı durumunda çalışan, sağlık bakımı, günlük ödeme veya emekli aylığı da dahil olmak üzere sosyal haklardan yararlanma hakkına sahip oluyor. Mesleki ölüm durumunda, çalışanın ailesinin cenaze masrafları ve emekli aylığı alma hakkı var.

Fakat bazı çalışanlar sözde onları korumak için uygulanan önlemlerin etkin bir şekilde işe yaramadığını söylüyorlar. 32 yaşındaki Hasan Oğuz, çocukken geçirdiği akciğer ameliyatının sebep olduğu solunum sorunları nedeniyle askerlikten erken terhis edilmesinden beri, on yıldan uzun bir süre inşaatta çalıştı.

Hasan Oğuz

Hasan Oğuz her şeye rağmen şantiyelerde çalışan insanlar için yasal olarak gerekli tüm solunum testlerini geçti.

“Askerden terhis edilmemden beri şartların çok zor olduğu inşaatlarda çalıştım. Ama yine de tek bir doktor ya da sağlık uzmanı bana bu tür bir işe uygun olmadığımı söylemedi. Yeni işçiler için geçerli olan bu tıbbi muayeneler sadece birer formaliteden ibaret,” diyor.

Oğuz, işçilerin kendi güvenliklerini sağlamak için gerekli becerilere de sahip olmadıklarına dikkat çekti.

“İşe başlamadan önce verilen iş sağlığı ve güvenliği eğitimi sadece bir saat sürüyor ve çoğu işçi kolayca burada anlatılanları unutuyor. Bu eğitim de amacına hizmet etmeyen başka bir formalite,” diyor.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) İşçi Sağlığı, Güvenliği ve Eğitimi Dairesi müdürü Tevfik Güneş son yıllarda meslek hastalıkları konusunda kayda değer bir gelişme olmadığını savundu.

Tevfik Güneş

Güneş’e göre Türkiye’de yer yıl 40 bin ile 220 bin arasında meslek hastalığı meydana geliyor. Güneş, mevcut veri toplama sisteminin daha kesin bir tahmine izin vermediğini ekledi.

Güneş, Türkiye’de meslek hastalıklarını doğru şekilde teşhis edebilecek birçok hastanenin olduğunu fakat tüm bu davaların tek bir veritabanına kaydedilmesini sağlayacak bir sistemin olmadığını belirtti.

2011 yılından beri yaklaşık 200 hastane meslek sağlığı ve güvenliği hizmeti vermekle görevlendirildi. Fakat Güneş, söz konusu hastanelerin sayısının, işçilerin ihtiyaçlarını karşıladığı anlamına gelmediğini söyledi. Ona göre çok az doktor meslek hastalıklarını tespit edebilecek yetkinlikle eğitim görmüş durumda.

Güneş, Sağlık ve Çalışma Bakanlığının ortak projeler geliştirerek doktorlara eğitim vermeyi vaat ettiklerini fakat bunu hiçbir zaman yerine getirmediklerini belirtti.

Güneş, kapsamlı verinin toplanabilmesi için üniversitelerin, işçi sendikalarının ve meslek birliklerinin katılımıyla ülke çapında bir çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu ekledi.

Savunucular belli başarılar elde ettiler. Hayati tehlike oluşturan bir akciğer hastalığı olan silikozis, STK’lerin ve aktivistlerin bu soruna dikkat çekmeye yönelik çabaları sayesinde artık Türkiye’de en çok tanınan meslek hastalığı. Çimento ve tekstil endüstrilerinde ve madencilik sektöründe çalışanların yanı sıra artık kot taşlama makineleri kullananlar ve diş teknisyenleri de yüksek riskli gruplar olarak görülüyor.

Fakat kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları gibi diğer konular daha az dikkat çekiyor.

Örneğin, yakın zamanda yapılan bir araştırmada, sekiz saatlik bir mesaide bir kasiyerin elinden yaklaşık üç ton ağırlığında ürünün geçtiği ortaya konulmasına rağmen, uzmanlar süpermarketlerdeki fiziksel çalışma eforunun hafife alındığına dikkat çekiyor.

Bu tür çalışmalar uzun vadede kalıcı kas-iskelet sistemi hasarına ve diğer sağlık sorunlarına neden olabiliyor ama buna rağmen potansiyel riskler konusunda henüz çok az bilgi mevcut.

Gürpınar, genel olarak bu konulara yönelik farkındalığın az olduğunu söyledi.

“Patlayıcı madde üreten bir fabrikadan emekli olan 116 işçiyle bir anket yaptık. Birçoğunun kardiyovasküler hastalıkları olduğunu, bazılarının ise kanser olduğunu fark ettik. Hepsi vazodilatasyona neden olan (kan damarlarının genişlemesi) nitro-gliserine maruz kaldı ve hastalıkları bu maruz kalmanın bir sonucu olarak ortaya çıktı. İşçiler hastalıklarının işyeriyle ilgili olduğunun farkında bile değillerdi,” diye ekledi.

Petrol-İş Sendikası genel örgütlenme ve eğitim sekreteri Mustafa Mesut Tetik işçi sendikalarının söz konusu üyelerinin sağlığını korumak olduğunda çok pasif kaldığını söyledi.

Mustafa Mesut Tekik

“İşçi sendikaları olarak bizler devleti, yetkilileri ve işverenleri eleştiriyor, yanlış giden her şey için onları suçluyoruz ama söz konusu üyelerimizin iş yerinde güvenliğinin sağlanmasını savunmak olduğunda bizler de onlardan daha iyi durumda değiliz,” diye ekledi Tekik.

Tekik, Türkiye’de faaliyet gösteren uluslararası şirketlerin işyeri güvenliğine daha fazla dikkat gösterdiğine çünkü muhtemel bir kamusal tepkiden korktuklarına dikkat çekti.

“Bu şirketler ip üstünde yürüyor. Türkiye’deki şubelerinde uygun güvenlik prosedürlerine uyulmaması durumunda kendi ülkelerinden gelecek tepkilerden, ve aynı zamanda şirketin ihmali nedeniyle bir kaza olması durumunda Türk işçilerin tepki göstermesinden korkuyor.”

Tetik, kararlı bir eyleme geçilene kadar çok fazla insanın ölmesinden korktuğunu söyledi.

Ve ekledi: “Meslek hastalıklarının yanı sıra, işçilerin sağlığı ve güvenliği konusundaki tartışmalar on yıl önce, Türkiye’nin AB’ye uyum süreciyle birlikte başladı. Ne yazık ki bu konu ancak büyük kayıpların yaşandığı iş kazaları gerçekleştiğinde gündeme geliyor.”